Sait Faik Abasıyanık kimdir eserlerinin adları ve en çok ele aldığı konular nedir
Yapıtları
Semaver, [1936], Remzi Kitabevi
Sarnıç, [1939 ], Çığır Kitabevi
Şahmerdan, [1940],Çığır Kitabevi
Lüzumsuz Adam, [1948], Varlık Yayınları
Mahalle Kahvesi, [1950], Varlık Yayınları
Havada Bulut, [1951], Varlık Yayınları
Kumpanya, [1951], Varlık Yayınları
Havuz Başı, [1951], Varlık Yayınları
Son Kuşlar, [1952], Varlık Yayınları
Alemdağda Var Bir Yılan, [1954], Varlık Yayınları
Şiir
Kırmızı Yeşil
Marikula Doğur
Mektup
O ve Ben
Yeis
Roman
Medar-ı Maişet Motoru, 1944 (İkinci Baskısı Birtakım İnsanlar adı ile 1952,Yokuş Kitabevi
Kayıp Aranıyor, 1953, Varlık Yayınları
Çeviri
Yaşamak Hırsı, Georges Simenon 1954, Çeviren ve Hazırlayan, Sait Faik Abasıyanık, İstanbul Yayınları.
Ölümünden Sonra Yayımlanan Yapıtları
Az Şekerli fazla şekerli, 2005, Varlık Yayınları
Tüneldeki Çocuk, 1955, Varlık Yayınları
Mahkeme Kapısı (Adliye Röpörtajları), 1956, Varlık Yayınları
1. cilt Semaver/Sarnıç 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
2. cilt Şahmerdan/Lüzumsuz Adam 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
3. cilt Medar-ı Maişet Motoru 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
4. cilt Mahalle Kavgası/Havada Bulut 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
5. cilt Kumpanya/Kayıp Aranıyor 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
6. cilt Havuz Başı/Son Kuşlar 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
7. cilt Alemdağda Var Bir Yılan/Az Şekerli 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner
8. cilt Tüneldeki Çocuk/Mahkeme Kapısı 1970, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
9. cilt Balıkçının Ölümü-Yaşasın Edebiyat (Yazılar), 1977, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
10. cilt Açık Hava Oteli (Konuşmalar, Mektuplar), 1980, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
11. cilt Müthiş Bir Tren (Öykü), 1981, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
12. cilt Yaşamak Hırsı (G. Simenon’dan çeviri roman), 1982, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
13. cilt Şimdi Sevişme Vakti (Şiirler), 1986, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
14. cilt Sevgiliye Mektup (Hikayeler, Yazılar, Mektuplar, Konuşmalar)1987, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
15. cilt Bitmemiş Senfoni ve Sait Faik Kaynakçası 2001, Derleyen, Muzaffer Uyguner, Bilgi Yayınevi
Havuz Başı / Son Kuşlar, 2001, Yapı Kredi Yayınları
Alemdağda Var Bir Yılan, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Birtakım İnsanlar, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Havada Bulut, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Havuz Başı--GÜĞÜM, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Kayıp Aranıyor, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Kumpanya, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Lüzumsuz Adam, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Sarnıç, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Semaver, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Son Kuşlar, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Şahmerdan, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Mahalle Kahvesi, 2003, Yapı Kredi Yayınları
Karganı Bağışla, (Mektup ve Kartpostallar) 2003, Yapı Kredi Yayınları
Şimdi Sevişme Vakti ve Diğer Şiirleri, 2003, Yapı Kredi Yayınları
Toplu Öyküler - 1 / Semaver, Sarnıç, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Hikâyecinin Kaderi, 2005, Yapı Kredi Yayınları
Seçme Hikâyeler-Sait Faik Abasıyanık, 2005, Yapı Kredi Yayınları
Öyle Bir Hikâye, 2002, Yapı Kredi Yayınları
Öykücülüğü üzerine:
Sait Faik gibi bir yazar ve eserleri üzerine yapılmış pek çok
değerlendirme var kuşkusuz. Bu değerlendirmeler içinde Tahir Alangu'nun
"*****huriyetten Sonra Hikaye ve Roman" çalışmasında yer alan Sait Faik
bölümü, -hem yazarın etkilerinin hala sıcaklığını koruyor olması, hem de
Alangu'nun titizliği açısından- en başarılılarından bir tanesi. Yazının
geri kalan bölümünü onun çalışmasından alıntılarla sürdürürken, Sait
Faik'i tanıtmanın yanı sıra, Tahir Alangu'nun eleştiri tarzını da
hatırlatmayı amaçladım.
"Düşünce ve duygularını, hele kendi kurallarını getiren yeni bir sanatçı
olarak başıboş ve özgür yaşama tutkularını anlamayan, buna karşı olan
bir çevrede yetişti. Ancak on beş yıl çabaladıktan sonra kendini bu
topluma bir parça kabul ettiren, küçük bir üne sahip olabilen Sait
Faik'in, aile çevresinden başlayarak yaşadığı öteki çevrelerle tam ve
düzenli, doyurucu ve destekleyici bir anlaşma içinde olduğu söylenemez.
İlk hikayelerinden başlayarak bütün eserlerinin, artistçe kendi
uslubunda bir yaşamayı yadırgayanlarla çatışmalarının aynası olduğu
görülür. Bu tür bir çatışmanın olmadığı yerde de, çağının sanatını ve
yerleşmiş sanat ölçülerini aşan bir yeni ve güçlü sanat eserinin
yeşermeyeceği de açıktır. Böylece onda, edebiyatı, özentilerden,
romantik ucuzluklardan kurtarmak, bir başka kata yükseltmek isteyen bir
davranışın varlığı daha ilk adımlarından belli olmaktadır. Sait Faik,
hikayeyi "edebiyat yapanların" elinden kurtarmaya gelmiştir.
Onun ilk hikayelerinden başlayıp gerçeklerden düşlere doğru yürüyen
anlatışındaki zaman zaman değişen kuruluş denkleminin, ölümüne yakın
yıllarda tamamiyle değişeceğini, gerçeğin allegoriler, gerçeküstü
unsurlarla kapatılacağını göreceğiz. Git gide gerçekten; küçük adamlar
kalabalığının yaşadığı hayattan koparak, yalnızlığın vahşiliğine, "kavun
acısı yalnızlık"ın dehşet verici bunaltılarına, yaklaşan ölümün ezici
gölgeleri arasına karşıp yürüyüşünü, yine hikayelerinin aynasından
seyredeceğiz. Hayatı ve eserlerinin iç içe oluşu, onun sanat anlaşının
olduğu kadar, ancak çok iyi bildiği konuları ve hayatları anlatmak
istemesinin de bir sonucuydu. Düşünce ve sanata karşı alabildiğince
kayıtsız, sağır bir çevrede, dış çatışmalarla bezgin, içe dönük ve
kavgacı, umutla umutsuzluk arasında, kaybettiklerini kenar mahalleler,
köprü altları, balıkçılar ve küçük insanların yaşamlarına katılarak
bulmak istedi.
İlk hikayelerinde olayları toplumcu bir açıdan gözlemeye çalıştığı,
gözlemci bir gerçekçiliğe yöneldiği görülür. Bu yıllarda, "Vakit
gazetesi" çevresindeki yazarlar arasında tutulan, toplum çatışmalarını
anlatan hikayeleri ile "küçük adamın günlük yaşayışını" ele almaya
başladı. Eskilerin kenarda köşede unuttukları, kimselerin varlığından
haberdar olmadıkları "küçük adam"ı edebiyatımıza getiren o olmadıysa
bile, yerleştiren, bilinmeyen yönlerini gösteren, bir moda haline
getiren, en güzel hikayelerini yazan o olmuştur. Ona göre, asıl hikaye
çekişmeler ve çatışmaların yaşam ve geçim kavgası ile ilgili olan
yanında değil, onun ötesinde kalan yaşama sevincinde, halkın hayatında
sürekli olarak giden, direnmeyi güzel ve umutlu bir hale getiren
paylaşılmış sevgidir.
Sait Faik, yeni, kendine has, büyük şehrin aylaklarına yönelmiş
hikayelerine, onu yavaş yavaş ölüme götürecek bir hastalığın teşhisi ile
birlikte başladı. Ölüm korkusunun, onu, hikayede bir anlamda yaşama ve
yazma tutkusu içinde herşeyi unutmağa, belki de ardında yaşayacak bir
varlık bırakma endişelerine götürdüğünü, sonunda sıtmalı bir yazma
devresine girdiğini görüyoruz. Ayrı din, millet, zümrelere bağlı
insanlar ve mesleklerin ayırıcı çizgilerinin ötesindeki ortak vasıflara
yönelerek, İstanbul'un beşeri bütünlüğünü veren mozayiğin ayrıntıları
arasına iyice karışıp gömülerek, 1946-1954 yılları arasındaki sekiz yıl
içinde ölümü bekleyişin sıkıntılarını avutmuştur. Hikayede hayatı,
hayatta süreli ve düşlü hikayeleri yaşaması birbirinden ayrılamıyacak
denli içe içe geçmiştir.
Sait Faik, kuruluşuna katılmadığı bir dünyanın kendine uymazlığı
yüzünden dışa düşmüştü. İçinde yaşadığı toplum o süre içinde, Osmanlı
yaşama uslubundan kopuşunu çabuklaştırmış, yeni bir yaşama düzeni ise
"yeni insanı" destekleyecek ölçüde gelişmemişti. İnsan yenileşmesi başka
yenileşmelerle orantılı olmadığından, yaşam bir yerde kuruyuvermişti.
Sanata, bilime, devrimlere yönelen kuşaklar, kurulu düzenin çıkarcı
tersliği karşısında bocaladılar. Devrimlerin duraklayışı, devletin aydın
ve sanatçı kuşaklardan koruyucu ve yol açıcı desteğini kesişi de, bu
yeni edebiyat öncülerini toplumdan kopardı, yabancılaştırdı. Sanatçıları
çoğu, eski uygarlık düzenini yitiren, yenisini kuramayan düzensizliğin
kargaşası içinde, evrime değil, yokluğa düştüler. Sait Faik'in
arkadaşlarının çoğunun başına gelen budur. Sait Faik'in hayat dramı, onu
yokluğun da, evrimin de karşısında kalıp direnmeye zorladı. Onun son
hikayelerinde "gerçeküstücülüğe yönelik özellikler bulanlar oldu. Onda
düşünceden, bilinçli seçmeden gelen bir gerçeküstücülük değil,
yukarıdaki şartlara göre ve o anlamda bir "gerçeği örtme", yaşadığı
dramı ifade etme sözkonusudur.
Onun eserlerinde bir çağın bütün anlamı, kendi kuşağının düşünce ve
davranış çıkmazlarının zengin bir tasviri vardır. Bu eserlerde yalnız
Sait Faik'in değil, kargaşanın ortasında bırakılmış kuşakların dramı da
anlatılmıştır".
Etiket :
eser adlari,
eserlerin adlari,
sait faik anlatim ozellikleri,
sait faik eserlerinin adlari,
sait faik in anlatim ozellikleri,
Benzer Bilgiler : eser adlari,
eserlerin adlari,
sait faik anlatim ozellikleri,
sait faik eserlerinin adlari,
sait faik in anlatim ozellikleri
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder